Aleni Gizli Yaşamlar

Hepimiz kendimizin tamamiyle kimsenin görmediği ve göremeyeceği hayatlar sürdüğümüzü sanıyoruz. Kendi evimizde, arabamızda, gittiğimiz, gördüğümüz yerlerde ve hatta cafelerde restaurantlarda kendimizi gizlediğimizi sanıyoruz. Ama bu ne yazık ki doğru değil.
Hayatlarımızı herkese açık yaşıyoruz. Sosyal medya denilen ilet bizi en derin batağına kadar çekmiş durumda. Hiç birimiz açıkcası bu durumdan şikayetçi değiliz. Şikayetçi olmamız gereken binlerce şeyden birisi bu olmasına rağmen gayet mutlu bir şekilde yaşamlarımızı idame ettiriyoruz. Durum böyleyken de hiç bir şeyin farkına varmamız ne yazık ki mümkün değil. Yaşadığımız en küçük detayı bile herkese açıyoruz. Twitterden düşüncelerimizi, Instagramdan anılarımızı, Swarmdan olduğumuz yerleri herkese aleni bir biçimde sergiliyoruz. Sergilemenin de ötesinde gümüş bir tepside sunuyoruz.
İnsanlar yavaş yavaş Sosyal Medya sayesinde başkaları için yaşamaya başladılar. Aman bu çok güzel bir yer fotoğrafını paylaşmalıyım düşüncesiyle binlerce fotoğraf çekinip hızlıca paylaşmanın derdindeler. Yeter ki herkes onları görsün. Onları beğensin. Başkalarının bizi beğenmesi için yaşıyoruz. Beğeniler ile kendi küçük egolarımızı tatmin ediyoruz. Ama o an orada olan bitenden hiç bir haberimiz dahi olmuyor. Fotoğraflar için harcanan zaman, yer bildirimi için geçen zaman bizim hayatımızdan gidiyor. Hayatımızı çaldırıyoruz. Tüm bilgilerimizi özelimizi başkalarına açıyoruz. Herkesin gözü önünde gizli yaşamlar sürmenin peşine koşuyoruz.
Geçtiğimiz günlerde bir küçük Heybeliada ziyaretim oldu. Yeşilliğin ve doğanın güzelliğini, o güzel manzaralar ile kendime bir ziyafet çektim. Ancak genel gözlemim insanların kendileri için değil Sosyal Medya için oraya geldiği. Adanın her köşesinde fotoğraflar çekinenlere rastladım. Her fotoğraf sonrası duyduğum tek bir şey var idi. “Hemen Sosyal Medyada paylaşmalıyım” (!). Sosyal Medyada o fotoğrafları paylaşmak için güzelliği görmekten mahrumlardı. Yanımdan geçip giden tırtılı, ağacın üstünde baharla beraber şakıyan kuşlardan bir haber olarak geçip gittiler. Sadece yanlarında çekindikleri fotoğrafları aldılar. Sadece kendilerini yanlarında götürdüler. Ama Sosyal Medya denilen bataklık her şeyi çekti aldı. O güzel günü, anıları, manzarayı ve güzelliği aldı götürdü. İnsanlar onların orada olduklarını, ne halde, kimlerle olduklarını gördü. Gizliliğimizi de kaybettik.
Durum o kadar içler acısı bir hale geldi ki. İnsanlar çekindikleri fotoğrafları yıl içerisinde paylaşmaya başladılar. Çekindikleri o kadar fotoğrafı paylaşmalarının imkanı yoktu. Kendileri için biriktirdiklerini düşünüp başkalarına daha sonra paylaşmak için sakladılar. Baktılar iyi prim elde ediyorlar fotoğraf çekinebilmek için gezmeye başladılar. TBT’lik fotoğrafları kalmadığında daha da gezdiler. Daha da çektiler. Daha da paylaştılar.
Eskiden insanların yaşamları gizliydi. Kimse kimsenin nereye gittiğini, kimle gittiğini dahası ne yiyip içtiğini bilmezdi. Görgüsüzlük yoktu. İmkanı olanla olmayan arasındaki çukur bu kadar derin değildi. He gerçi olmayan da artık varmış gibi davranmanın peşinde ama bu konumuz değil.
Bu güzel günler yavaşca avuçlarımızdan kayıp gitti. Bir daha dönmemek üzere bu gizliliğimizi kaybettik. Gizliliğimizi kendi ellerimizle başkalarına teslim ettik. Bir daha geri alamamak üzere…