Beyaz Yakalı Reklamcı Ne Kadar Mümkün?

Neden bu kadar zor bir konu ile yazmaya başladığımı açıkçası ben de bilmiyorum. İnsanın kendi içinde olduğu durumu anlatması kadar zor bir şey daha yok bence. Ama madem blog ismimiz bu, bununla başlamak daha mantıklı geliyor bana. Hem zor hem de kolay bir konu. Biraz daha yaşadığımız hayata bir eleştiri olacak. Belki okuyanlar beni haksız bulacak. Belki yargılayacaklar ama bu da hayatın bir gerçeği değil mi?

Öncelikle şunu tekrar sormak istiyorum. Beyaz yakalı bir reklamcı ne kadar mümkün?

Beyaz yakalı dediğimiz kişiler (mealen ben) genelde kendilerine yöneltilen direktifleri uygulayan kişiler. Semih Bey, hedefiniz şudur. Şu kadar toplantıya gideceksiniz. Şu kadar ürün satacaksınız… Bunun arkası gelmeyecektir. Çünkü kurumsal şirket anlayışında tamamen hiyerarşik düzene göre hareket edersiniz. Yani hareket edemezsiniz.

Bir de reklamcılara bakalım. Reklamcı dediğimizde her ne kadar ajanslar aklımızda gelse de ajanslar da bu durumun dışında. Hiç yoktan bir kısmı dışında diyelim. Çünkü Türk Dizi sektöründe ajanslar öyle bir empoze ediliyor ki. Gerçeğini görseniz ne diyeceğinizi bilemezsiniz. Esasında herkes Creative Ajansları görüyor. Asıl reklamcılar bu arkadaşlar. Çünkü özgür olmaları gerekiyor ki bir kampanya düzenleyebilsinler. Yeni fikirler, yeni soluklar doğurabilsinler. O tarafı açıkça bilmiyorum ama sonuçta bir şirket bağlantısıyla çalıştığınızda bu da çok mümkün değil bence.

Ama bulunduğunuz ortam gereği kendinizi öyle tanımlamanız gerektiğinden mecburen kendinizi o şekilde tanımlıyorsunuz. Evet ben bir reklamcıyım. Ama aynı zamanda bir beyaz yakalıyım. Hiç bir yaratıcılık koymadan kendime reklamcı yaftasını yapıştırıyorum. Kendimi olmadığım bir düzlemin içinde gösteriyorum. Bu benim hatam mı? Kesinlikle asla. Bunu kabul etmem imkansız. Ancak şartlar ve koşullara boyun eğmelisiniz ki bir basamak çıkmak için daha bir gücünüz olsun.

Her ne dersem diyeyim onurla, gururla bağırıyorum.

BEN BEYAZ YAKALI BİR REKLAMCIYIM.