Eldekiyle Yetinebilmek

Elimizdekiyle yetinmek ne kadar zor değil mi? Her zaman elimizdekinin çok daha iyisi karşımıza çıkıyor. Yetinmiyoruz. Yetinebilmiyoruz. Öğrenmiyoruz. Öğrenmek istemiyoruz. Veya öğrenmemeye itiliyoruz…
Hayatımızın her alanında her şey için daha iyiler karşımıza çıkacak. Kalem alacağız, yarın daha iyisini sunacaklar. Diyecekler ki bu akıtmıyor. Elimizde ki de akıtmasa da ama bu akıtmıyormuş diyeceğiz. Telefon alacağız. Bir ay sonra bak bu işte bilmem kaç megapiksel, bilmem kaç megahertz hızında… Instagram, Whatsapp vb. applikasyonları kullanmak dışında bir şey yapmadığımız telefonlarımızdan soğuyacağız. Aslında çatır çatır çalışan telefonlarımızı bırakıp o önümüze sürülen yeni telefonların peşine düşeceğiz. Doymayacağız. Doymayı öğrenemeyeceğiz. İşin aslı bize doymamayı öğretecekler.
Doymayı öğrendiğimiz an firmaların iflas etmeye başlayacakları zamandır. Çünkü firmalar her zaman sizin önünüze yeni bir şeyler koymak zorundalar. Bu her yeni koyduklarını da en kısa zamanda ellerinden çıkarmalılar. Yani sat, sat, sat. Tek politikaları bu. Bu olmak zorunda. Her varlık hayatta kalmak zorunda. Şirketleri de yaşayan bir varlık olmasından dolayı hayatlarını idame etmek durumundalar. Senin, benim, bizim hayatta kalmak için para kazanmak zorunda olmamız gibi. Yine her zaman ki gibi her yol bir şekilde paraya çıkıyor. İnsanların bile birbirlerine iyilik yapmalarının sebebi tamamen “duygusal”. Ne zaman bu hale geldik?

Aslında çok yakın zamanda oldu bunlar. 1980’lerde tonton amcanın başa geçerek çoğu üründe ithalat yasağını kaldırmasıyla tüm markalar Türkiye’ye akın etmeye başladı. Gizlenerek içilen gümrükten kaçak geçirilen Marlborolar en küçük bakkallara varıncaya kadar girdi. Çocuklara karne hediyesi olarak kitaplar yerine Amigalar, Commodoreler, Atariler alınmaya başladı. İşte o zamanlardan itibaren masumiyetimizi kaybetmeye başladık.

Sosyal Medyanın yükselişi ile üstüne tüy diktik. Hem de öyle bir tüy diktik ki… Herkes önce elindekiyle gösteriş yapmaya başladı. Sonra elinde olmayanlarla. Herkes birbirini tetikledi Herkes bende de olsun zihniyeti içinde sürüklenmeye başladı. Bu nehir öyle şiddetliydi ki bir giren sürüklenip gitti. Gitmeye de devam ediyor. Bu bende de olsun zihniyeti yanında aşırı borçlanmayı da getirdi. Herkesin ağızı yandı ama çoğu insan üflemeye devam ediyor.

Kedi ulaşamadığı ciğere mundar dermiş derlerdi eskiden. Şimdi ulaşılamayan ciğer makbul oldu. Otobüsün camına yasladığımız başımızla yanımızdan geçen Porsche’lere iç geçiriyoruz. Kolay kolay ulaşamadığımız Mercedes’i BMW’yi beğenmez olduk. Kim olduğumuzu unuttuk. Nereden geldiğimizi, neler yaşadığımızı. Daha acısı ne koşullarla bugün buralarda olduğumuzu. Ama bu düzen böyle gittikçe daha da hatırlamayacağız. Hatırlatacak her şeye de kulaklarımızı tıkayacağız. Üç Maymun tekrar sahnede. Yine bir dram oynanıyor. Acı, keder. Sahte gülümsemelerle dağıtmaya çalışıyoruz üzerimizdeki sisi. Gerçek enerjimiz ortaya çıkmadıkça sis bizimle beraber her yerde olacak.

Hadi yine ulaşamadığımız ciğere mundar diyelim. Çocukluğumuzun o güzel günlerine geri dönelim. Annemizin camdan uzattığı o salçalı ekmeği tekrar bölüşelim. Bu zor değil. İçimizde bu hala var. Yeter ki isteyelim. Öyle isteyelim ki gerçekleştirelim. Yapamayacağımız hiç bir şey yok.