Isabel

Normalde hiç bir yazıma bir şarkı ile başlamam. Genelde bitirişte size güzel bir parça ile veda ederim. Ama bu yazının asıl konusunu oluşturan kişiye bu yazıyı atfedeceğimden bu şarkıyla beraber yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Yalnızca yazı ile duygularımı anlatmak çok zayıf kalacağından bir şarkıdan destek almak zorundayım.
Son 1 ay içinde çok güzel bir kadın gördüm. Kendisiyle tanışamadım çünkü buna en küçük bir cesaretim bile yok açıkcası. Kömür karası ipek gibi saçları ve anne sütünden daha beyaz teniyle ilk gördüğümde beni çoktan kendi eksenine çekmişti. İncecik dudakları ile arkadaşlarıyla sessiz sessiz konuşuyordu. Yüzünde sürekli hınzır bir çocuk edasıyla hafif bir gülümseme. Kahverengi gözleri upuzun kirpikleriyle hayatın başlangıcı gibiydi. Gözlerimi kendisinden alamadım. Baktıkça bakasım, gördükçe göresim geliyordu. Sanki olduğum ortamdan ve kişilerden soyutlanmıştım. Bambaşka bir boyutta ona yaklaşıyordum. Ve istediğim olmuştu. İpince parmaklarıyla saçlarını düzeltip bana bir küçük bakış atmıştı. Daha önce hiç bu kadar utandığımı hatırlamıyorum. İnsanın bu kadar kolay utanabilecek bir varlık olabileceği aklımın ucundan bile geçmemişti. Ama bu durum gerçek olmuştu. Vucudum ve yüzüm volkan sıcaklığında yanıyordu. Ona bakmaya devam etmek istiyordum ama gözlerimi bir milim bile kıpırtatmam ne mümkün. Tekrar gözlerine bakarsam Medusa ile karşılaşmış gibi taş kesileceğimi biliyordum. Ama bir kere yanmaya başlamıştım. Uzun uzun baktım kendisine çevremde bulunanları unutup. Daha sonra acele ile kalktı gitti arkasında bir fırtına bırakıp. Uzansam tutabileceğimi hissettim. Ama gitme diyemedim…
Her sabah işime onu görebilme umuduyla gittim. Gözlerine tekrar bakabilme şansıyla. Yanımdan geçerken sesini duyabilme isteğiyle. Bazı günler yanımdan geçti gitti, bazı günler ilk gördüğüm yerde rastladım. Hiç cesaret edemedim. Gidip bir merhaba diyebilme yürekliliğini bile gösteremedim. Yanımdan bir ses gibi geldi ve geçti her defasında. Bana hep o güzel gülümsemesini ve tatlı bakışlarını bıraktı Isabel. Hem çok yakın olup hem de çok uzak olmayı başardı Isabel. Uykusuz gecelerimin sebebi oldu bu kısacık süre içerisinde. Gecelerim ve kısacık uykularım onu tekrar tekrar görebilme umudum oldu. Ama onu her görüşüm sigara dumanının dağılışı gibi havada dağılıp kayboldu. Ah Isabel. Defalarda soluduğum havayla beraber onu içime çektim. Önce ciğerlerime sonrasında da hücrelerime zerk etti. Düşüncelerimden benliğime kadar benim oldu. Karanlık gecelerimde loş ışığımla dans etti hülyalarımda. Küçük ışık oyunları oynadı, alay etti benimle ama benimle oldu, benim oldu. Benimle olsun kaybolmasın diye arkası arkasıya yaktım sigaralarımı. Gecelerimin tamamını onunla kapladım. Şarkılar sesi, duman kendisi oldu. Beni yoketti ama kendisi var oldu…
İsmini öğrenmek için çok çabaladım ama başarılı olamadım. İsmini bilebilecek hiç kimseyi tanımıyorum ne yazık ki. Böyle hissettiğin bir kadının ismini bilememek ne büyük bir acı. Geceleri benimle ama kendisine hitap edebileceğim bir ismi bile yok. Rüyalarımda ama seslenemiyorum. İsmi sanki beni taş duvarlara bağlayan bir zincir. Kendisine bir isim bile koyamadım. Uzaktan sadece izledim tenini. Upuzun boyunu ve incecik vucudunu gören iki gözden başka bir şey olamadım. Sokakta onun yanından geçen herhangi bir varlıktan hiç bir farkım yoktu. Belki de hiç düşünmeden bastığı kaldırım taşıyla eşittim. Her gün, her an, her gece gözümün önünde ama bir taştan farksızdım ona ulaşmada.
Cuma günü işten erken çıktım. Tek umudum merdivenlerden inerken onu gelecek haftaya kadar son kez görebilmekti. Hayallerimi besleyecek bir anın peşindeydim sadece. İdam mahkumunun son isteği kadar masumca istedim onu görmeyi. Haftasonu boyunca hayalini daha gerçekçi kurmayı istedim. Daha benim olsun istedim. Kendisi olmasa bile hayaliyle birlikte olmayı istedim. Ama merdivenlerde kendisini göremedim. Tüm katlara baktım, her basamağı ağır ağır indim, denk gelsin umuduyla. Katlar azaldıkça, her basamağı geride bıraktıkça umudum da yavaş yavaş terketti bana. Kapıdan çıktıktan sonra ailesini kaybetmiş bir bebekten farkım yoktu. Ne yapacağım nereye gideceğimi bir düşünemiyordum. Tüm yetilerimi kaybetmiştim. Telefonuma düşen bir mesaj ile kendime geldim. Ağır aksak adımlarla binayı ardımda bırakarak yürümeye başladım. Cebimden bir sigara çıkartıp zor da olsa yaktım. Bir tarafım geri dönmek istiyordu. Geri dönüp kapıda onun çıkışını beklemeyi. Ama yapamazdım. Yapmamalıydım. Mecburdum gitmeye. Canımın daha da yanmaması için gitmeliydim. Acele ile uzaklaşmalıydım ama bacaklarım engel oldu bana. Sigaramdan bir duman daha aldım. Çantamdan kulaklarımı alıp müzik dinlemenin bana daha iyi geleceğini düşündüğümden kulaklıklarımı aldım. Spotify’da çalan son şarkıyı açtım. Isabel…
Servisimin önündeydim. Bu şarkıyı dinleyerek bir sigara daha yaktım. Şarkı sarıp sarmalamıştı beni. Isabel… Telefonum defalarca titredi. Isabel’den koparamadım kendimi. Isabel’le kendimi rahatlatıyordum. İçimden bir ses telefona bakmam gerektiği yönünde zorluyordu beni ama Isabel’i nasıl bırakabilirdim. Hislerimi nasıl bölebilirdim. İçimde kalan son güç ile telefonumu çıkardım. Bir cevapsız arama ile sadece bir isimden oluşan mesajı gördüm. Onun ismi olduğunu kolaylıkla anladım ama kendimde duymak istedim. Başarmıştım. İsmi de artık benimdi. Rüyalarımda, hayallerimde artık seslenebilecektim ona. Karanlıkta önümden geçip giderken ismiyle seslenip bana bakmasını sağlayabilecektim. O sonsuz gözlerini, o güzel yüzünü tekrar tekrar görebilecektim. Ama ismini Isabel koydum. O benim için Isabel olarak var olacaktı. Onu ondan soyutladım. Kendime yeni bir Isabel yarattım. Isabel sadece benimdi. Sadece benim olarak var olacaktı. Kendi benliğimle özütledim onu. Benim içimde var olacak, benim içimde yaşayacak.Ah Isabel. Benim küçüğüm…