Siyah Deniz

Hava yine kasvetli. İstanbul yine bembeyaz perdelerini çekti üstüne. Kendini bize göstermek istemiyormuşçasına. Kahvem, sigaram ve ben. Yalnızca ben. Yine yalnızım. Yine bir başına.
İnsan kendini yalnızlığa neden bu kadar alıştırmak ister ki? Bu İstanbul’un kasvetine ve soğukluğuna? Bunların aslında bir çok cevabı var ama aslında yok. Sadece kendi içimi dökmek istiyorum satırlara. Sadece ben olmak istiyorum bugün. Tüm kimliklerden, tüm karmaşadan ve zorluklardan kaçıp kurtulmak istiyorum. Ama şuan karşımda bulunan duvarlardan başka hiç bir şey yok. Sanki upuzun kollarını uzatıp beni her yerimden sarıyorlar. Kendimi bir örümcek ağında hissediyorum. Dev bir varlık gelip biraz sonra canıma son verecekmiş gibi. Hisler insanla çok ağır bir biçimde oynuyorlar. Zihnimizin, bilincimizin ve bilinç altımızın tüm derinliklerini, dehlizlerini açığa çıkarıyorlar. Bir insanın parçalanması bu kadar mı kolay?
Camdan dışarı bakıyorum. Yağmur hafif hafif tüm nefretini kusuyor sokaklara. Birikintiler oluşturup insanlara küçük tuzaklar kuruyor. Camlarıma benden nefret ettiğini söylemek için tükürüyor. Nefreti sadece bana mı diye düşünmekten alamıyorum. Sokakta benim dışımda herhangi bir ışık yok. Herkes küçük ölümün pençesinde. Kendi bilinçlerinin kustuğu cennetlerinde yaşıyorlar. Küçük pembe dünyalar yaratıyorlar. Ama benim şuan gerçek olarak yaşadığım cehennemi yaşamalarını diliyorum. Bencilce olabilir. Kabul ediyorum belki dünyanın sayılı bencilce davranışlarından olabilir ama herkesin cehennemi yaşamasını istiyorum. Benim ruh halimi ve gördüklerimi görmelerini…
Koltuğuma yayıldım yine. Sigaramdan bir nefes daha alıp tavanda dağılmasını izliyorum. Ruhum dağılan dumana geçiyor. Bende parça parça dağılıp yok oluyorum. Yaşamak için bir nefes daha alıyorum. Bir nefes daha…
Sigaram bitiyor. Yaşama tutunduğum o dal elimde yavaş yavaş yanıyor. Aslında yananın sigara olmadığını fark ediyorum. Ben yanıyorum. Tüm benliğim yavaş yavaş küle dönüşüyor. Yaşamak için her nefes aldığımda aslında kendimi tüketiyorum. Kendimi bir kor ve kül denizinde boğuyorum. Tutunacak tüm dallarım tek tek çatırdıyor. Kopacaklar biliyorum. Ama daha sıkı tutunmak dışında elimden hiç bir şey gelmiyor.
Yavaşça karanlık ve soğuk denize kendimi bırakıyorum. Soğuk tüylerimi ürpertiyor. Donuyorum. Yavaşça en derine, en dibe doğru çekiliyorum. Ben inmiyorum. Karanlık üstümde yükseliyor. Görüyorum. Görüyorum. ÖLÜYORUM…