Yaz Boyunca Ne Yaptım? – II

Merhabalar,

Dün ilk bölümünü yayınladığım “Yaz Boyunca Ne Yaptım?” yazımın devamı olan Yaz Boyunca Ne Yaptım? – II yayında. İyi okumalar.

Ağustos Ayı

 Taşınma sürecinin içinde eski kız arkadaşımı ailemle tanıştırdım. Bayağı bir hatası oldu. Çoğu affedebilecek şeyler değildi ama kredisinin büyük bir kısmını alıp götürdü benden. Bir de taşınmasına onca yardım ettiğim kişinin taşınmama yardıma gelmemesi kredisini tamamen bitirdi. Ama klasik bir oğlak olduğum için acele etmedim. Taşınmamın birinci haftasında en yakın arkadaşım ve erkek arkadaşı evimi kutlamaya geldiler ve kız arkadaşım da o gece gelmeyi tercih etti. Kendisiyle konuşmak için beklemek zorunda kaldım. Bir sonraki sabah durumu açtım ve ayrılmak istediğimi ilettim. Uzunca bir konuşmadan sonra ayrıldık…

Arkasından Kurban Bayramı geldi çattı. 9 günlük bir tatili en güzel değerlendirebileceğim yol olan ailemin yanına Bandırma’ya döndüm. Eski kız arkadaşım doğal olarak peşimi bırakmadı ve beni sürekli olarak darladı. Artık ayrıldığımızı ne kadar söylesem de sürekli olarak geri dönmemi istedi. Ailemle bu durumu paylaşınca beni gaza getirip alalacele İstanbul’a gönderdiler. Ben de geri gidip “Sürpriz. Ben geldim. Seni almaya geldim.” demek istediğimden evine gittim. Önce kapıyı açmadı. Sonra polis çağırıp beni kapısından kovdurdu. Hayatımın en büyük hatasını sanırım o gece yapmış olabilirim.

Eylül Ayı

Aslında bu ay çoğu şey güzel başladı. Ağustos ayında hedefi tutturmuş olmanın rahatlığı vardı üstümde. Ancak eski kız arkadaşımdan kurtulamamıştım. Sürekli arıyor ve mesajlar atıyordu ama ben hiç birine cevap bile vermiyordum. Ona rağmen yılmadan saldırmaya devam ediyordu. Ben artık yılmıştım ama o yılmamıştı. Direnmeye devam ediyordum ama sonunda bir gün patladım. Kalbinin kırılmasını göze alarak son sözlerimi söyledim ve o defteri kapattım.

Tabi bunların hemen arkasından bir akşam Moda’nın halsiz olduğunu, mamasını yemediğini ve su hiç içmediğini farkettim. Hemen veterinerime koştum. Moda’ya acil olarak müdahale etmeleri gerektiğini ilettiler. Durumunu sorduğumda muayene sonrası bilgi vereceklerini söylediler. Moda’nın doğuştan gelen bir karaciğer problemi olduğunu ve böbreklerinde bir enfeksiyon başladığını ilettiler. Müdahaleye başlamışlardı ve benim bunu karşılayacak hiç bir gücüm yoktu. Ailem bu faturayı karşılayamacağını iletince avare bir biçare olarak evimin yolunu tuttum. En yakın arkadaşımdan ne yapabileceğim konusunu sorduğumda internetten destek alabileceğimi iletti. Çok sağolsunlar bir çok kişi yardımcı olmak istedi. Buradan öncelikle maddi ve manevi yardımlarını esirgemeyen Aslı Enver’e ve Annesi Dilek Hanıma ve ardından tüm süreçle birebir ilgilenen, sürekli telefonla arayarak bana destek olan, tedavinin kalan kısmını karşılayan İzmir’den Soner Abi’ye teşekkür etmeden de geçemeyeceğim. Tüm bu süreç 15 gün sürdü. Gündüzleri işte akşamları veteriner kliniğinde süreci tamamladık. Moda şuan hiç olmadığı kadar sağlıklı ve mutlu. Eve geldiği günden beri benim yanımdan ayrılmıyor. Bir daha ayrı kalmak istemediği o kadar belli ki. 

Ekim Ayı

Aslında Ekim ayı güzel başlayacak diye bekliyorduk. Ama umduğumuz gibi başlamadı. Tüm Türkiye’de olan ekonomik durum nedeniyle ne yazık ki çalıştığım firmada bir işten çıkarma oldu. Bir çok yerde olan işten çıkarma bizim de başımıza gelmişti. Bir öğlen arası gelen acil çağrı ile şirkete döndüm. Ben gelene kadar bir çok arkadaşımın ayrıldığını öğrendim. Acaba çağırlacak mıyım, ne olacak, nereye gidecek bu durum sorularıyla beklemek çok zor. Umarım kimse bu durumu yaşamaz. 2 gün içerisinde bu süreç tamamlandı ve ben kalan ekipteydim. Bir yandan seviniyordum ama ayrılan arkadaşlarımdan dolayı da üzgündüm. En üst yöneticimiz bir sürecin içinde olduğumuzu ve ekonomik şartların düze çıkmasından sonra ayrılan arkadaşlarımızı tekrar aramızda görmek istediklerini iletti. Bu biraz içimize su serpse de üzüntümüzü içimize gömmek durumundaydık. İşimize daha sıkı sarılıp daha güçlü olmalıydık. Ki bunu da yaptık.

Ekim ayının en güzel yanı yeni bir sosyal çevreye kavuşmam oldu. Tüm bu sürecin ardından müdürüm bana Boğaziçi Üniversitesi Flarmoni Korosu’nun seçmelerine girmem için yönlendirdi. Onun çalışmaya gittiği bir gün peşine takıldım ve provayı izlemeye koyuldum. Prova arasında Şef Cihan Ayhan “Hadi gel bakalım Semih. Bir kulağına bakalım.” dedi ve beni teste aldı ve bu yılın en güzel sözlerinden birini duydum. ARTIK YENİ BİR TENORÜMÜZ VAR. Zevk alarak dinlediğim çok sesli klasik müzik dünyası içine bir adım atmıştım artık. Ben de bir sestim. Ben de bir üye…

İlk parçaya çalışılırken söylediler ki 2 hafta sonra konser var. Ben kesinlikle katılamayacağımı düşünürken Cihan Şef’im benim de konserde olacağımı iletti. Heyecandan ne yapacağımı bilemedim. Hemen çalışmaya koyuldum ve hiç bir provayı kaçırmadan ilerledim. 

Sonunda o büyük gün gelmişti. Konsere çıkacaktık. Sabah erkenden koşarak Boğaziçi Üniversitesine gittim. Arkadaşlarımla buluşup beklemeye başladık. Aslında tam olarak bekleme olmadı. Sürekli oraya buraya koşturup fotoğraf çekinip ve sohbet ederek bekledik. Sahneye çıkmadan önce ufak bir prova daha alarak sahneye doğru ilerledik. Düzene geçtik ama benim ayaklarım tir tir titriyordu. Heyecandan bayılacağımı bile hissettim. Deneyimli arkadaşlarım benimle sohbet ederek heyecanımın dağılmasını sağladılar. Toplamda 3 parça vardı ama biz koro olarak son esere eşlik edecektik. Orkestra ilk parçaya girdiğinde heyecanım tamamen tavan yaptı. Daha var Semih. Ne olabilir ki? falan diyerek kendimi sakinleştirdim. En sonunda bizim esere giriş yaptılar ve biz ayağa kalktık. O muhteşem eserin ahengine kendimi bırakarak eseri seslendirdim. Çok muhteşem bir atmosferdi ilk deneyim için. Hiç bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum desem yeridir.

Kasım ayına geçmeden burada bitirmek istiyorum. Ne de olsa Kasım ayının başındayız ve gelecek yazılarım için fikirlerim bu ayda çoğunlukla oluşuyor. Size güzel bir eser ile veda etmek istiyorum.