Yaz Boyunca Ne Yaptım?

Neredeyse tüm yaz boyunca buralarda yoktum. Aslında doğrusunu söylemek gerekirse tüm yaz boyunca blogumdan uzak kaldım. Bir sebebi yoktu esasında. Tembellik yapmak daha cazip geldi. Hatta yanda paylaştığım resim tam olarak beni gösteriyor desem yalan söylemiş de olmam.

Ramazan Dönemi

Ramazan ayı boyunca sürekli bir koşturmaca içine girdim. İş için yeni müşteriler kovaladım. Onun dışında sürekli olarak eski kız arkadaşımın evi, ofisim ve kendi evim arasında mekik dokudum. Bir de bir kitap yazmaya başladım. Ramazan ayı boyunca bayağı yol katettim ama sonrasında ona da odaklanamadım. Malum iş bilgisayarımı da şahsi işlerim için kullanıyorum. Masaüstünde işle ilgili dökümanlar, dosyalar, klasörler vb. şeyleri görünce hevesim tamamen kaçıyor.

Moda The Cat

Ama Ramazan Bayramında çok güzel bir değişiklik oldu hayatımda. Artık evimde yalnız değildim. Bir ev arkadaşım olmuştu. Ev arkadaşımdan çok aslında bir kızım olmuştu. Bayramdan dönerken yanımda kendime bir dost da getirdim. İsmini de Moda koyduk. Tek başıma koymadım. Eski kız arkadaşımla beraber karar verdik. Normal planlarımıza göre bir dönem bende yaşadıktan sonra onunla yaşamaya devam edecekti. Vaktimin büyük bir kısmını hali hazırda onda geçirmek durumunda olduğumdan dolayı böyle bir karar vermiştik ancak daha sonra kızımı istemedi. Ben de kızımla başbaşa yaşamayı her ne kadar tercih etsem de bazen onu yalnız bırakmak durumunda kaldım. Şu an ne kadar pişman olduğumu belirtmem imkansız. Bu kadar masum, sevecen ve cana yakın bir varlık nasıl yalnız bırakılabilir ki. (Bu arada kucağımda yatıyor ve gır gır gırlıyor)

Ramazan Sonrası

Ramazanın bitimiyle beraber daha yoğun bir koşturmacaya girdim. Çünkü eski kız arkadaşımın iş yeri taşınıyordu. Bu da demek oluyor ki onu da taşımamız gerekmekte. Hem de yaka değiştirmek zorundaydı. Uzun uğraşlar, koşturmacalar, sokak sokak gezerek ev arayışı başladı. Kaç tane eve girdik, kaç tane ev baktık inanın hatırlamıyorum. Arada bir yere oturup bir şeyler içip soluklanıp tekrar evlere bakmaya gittik. Sonunda istediği gibi bir ev bulduk. Asılında tam istediği gibi değildi ama istediğinin o olması zorunda kaldı. Neyse. Onun taşınma işlerini yaptıktan sonra artık derin bir nefes alabilirdim.

Temmuz Dönemi

Nefes alışım da çok kısa sürdü. Doların çok hızlı tırmanışı ve insanların yaz nedeniyle İstanbul’u terketmesinden ötürü işlerimiz bıçak gibi kesildi desem yeridir. Ama geleceğe umutla bakmayı bırakmamak zorundaydık. Zorunda bırakıldık desek daha doğru olur. Birden bire alım gücümüz azalmaya başladı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken bile azalma devam ediyordu. Zam, zam, zam… Her şeyin fiyatı hızlı bir biçimde tırmanmaya başladı. Aldığımız primler yok oldu. Büyüklerim prim almamaya kendini alıştır derken ne dediklerini bile anlayacak durumda değildim. Ama gerçekle cüzdanımın içinde sadece 5 TL kaldığında çok çabuk yüzleştim. Bu yüzleşme beraberinde çok derin bir depresyon getirdi. O kadar büyüktü ki ofisten ağlayarak çıkıp Mehmet Pişkin’in intihar notunu defalarca dinleyip kendimi bulmaya çalıştım. Kendimi bulabilseydim eğer onun sözlerinde belki bu yazıyı hiç okumayacak ve belki beni hiç duymacaktınız bile. Yöneticilerimin büyük desteği ile kendime döndüm ve güçlenmeye, kendi içimdeki gizli enerjiyi çıkarmaya başladım.

Tüm bu olanların ve yaşananların üstüne ailem İstanbul’a yanıma ziyarete geldiler. Bu yaşadığım süreçle ilgili en ufak bir bilgileri yoktu. Onları bu sevimsiz olayla sıkmayı ve üzmeyi istemedim çünkü. En ufak bir ipucundan bile bahsetmedim. Çok çabuk telaşa kapanacaklarını ve tütmekte olan depresyonumu daha da tetikleyeceklerinden hiç bir şüphem yoktu. Ama bana büyük bir sürprizleri oldu. Yaşadığım evdeki şartların gitgide daha kötü bir hal aldığını görünce beni taşımaya karar verdiler. (Bkz.: Bodrum Kat) Çok çabuk bir biçimde bana bir ev bulduk ve 1 hafta içerisinde tüm taşınma işlerini hallettik. Yeni evim eski evimden daha küçüktü ama bir çok artısı var. Öncelikle ara kat bir daire. 1+1 ufak ama kullanışlı bir ev. Sabah kalkınca güneşin doğmuş olduğunu görmek ne büyük bir nimetmiş. Yağan yağmurun kaldırımdan sekerek çamur halinde değil de kendiliğinden cama vurması ne güzel bir şeymiş. Bunları görünce bile insan aslında küçük şeylerin bile ne kadar kıymetli olduğunu kolayılıkla anlayabiliyor.

Yazım çok uzun olduğu için 2 bölüm olarak yayınlayacağım. Burası ilk bölümün sonu olsun. Devamı için buraya tıklayabilirsiniz.

Hoş kalın, hoşça kalın…